Zamane Çocukları

HİLAL ERKAN

Çukurova Üniversitesi
Drama Programı

Zamane Çocukları / 1. Bölüm / Senaryo

 

Jenerik ve oyuncuların isimleri

 

 

Fon: Televizyon…

 

Canan: Şu diziler de hep birbirinin tekrarı oldu artık, izleyecek bir şey kalmadı.

 

Işıl: Ben televizyon izlemiyorum artık. Zaten Elif’le uğraşmaktan pek de vakit kalmıyor. Ay nasıl yaramaz anlatamam.

 

Canan: Hiç sorma, Çağatay da öyle. Hiperaktif, hiç yerinde durmuyor.

 

Işıl: O yüzden Elif’le bu kadar iyi anlaşıyorlar ya…

 

Efekt: Gülüşmeler…

 

Canan: Onlar nerede bu arada?

(Bağırarak Çağatay’a seslenir.) Çağatay, anneciğim neredesiniz?

 

Efekt: Gülme – koşma…

 

Çağatay: Buradayız anne.

(Alaycı bir sesle.)

Çağatay: Anneciğim, Elif’le tavan arasına çıkabilir miyiz? Ona dedemden kalan eşyaları göstermek istiyorum.

 

Canan: Oğlum oralar hep pis ve toz içinde. Ayrıca çok da dağınık...

 

Işıl: Aman hayır, ne işiniz var tavan arasında, düşersiniz.

 

Çağatay:  Lütfen anneciğim lütfen.

 

Elif: Lütfen Canan teyze, söz çok karıştırmayız.

 

Canan: İyi peki, ama dikkatli olun.

 

(Çocuklar bir ağızdan sevinçle bağırır)

Oley!..

 

Efekt: Koşma - merdiven çıkma - gülme…

 

Efekt: Gıcırtıyla kapı açılır.

 

(Elif öksürür.)

 

Çağatay: Çok uzun zamandır buraya çıkmamıştım, gerçekten de çok kirliymiş.  (Öksürür.)

 

Efekt: Açılan kapanan dolaplar, naylon hışırtıları, ahşap gıcırtısı

 

Elif: Vay canına, ne ilginç bir saat!..

 

Çağatay: (Merakla…) Bakayım!

Bu nasıl saat ya, ne çok tuşu var!..

 

Elif: Çağatay baksana bu hâlâ çalışıyor.

 

Çağatay: Hem de hâlâ doğru saati gösteriyor.

 

Elif: Acaba şu tuş ne işe yarıyor? (Bir düğmeye basar.)

 

 

Müzik: 3 saniyelik geçiş müziği…

 

Efekt: Sessizlik…

 

Efekt: Bir saniyelik geçiş…

 

Fon:  Buharlı tren…

 

 

Çağatay: (Endişeli bir sesle…)

N’oluyor?

 

Elif: Bilmiyorum… Burası neresi?

 

Çağatay: Nasıl geldik biz buraya Elif? Tavan arasında değil miydik?

 

Elif: Evet, oradaydık. Ben birden bir karartı gördüm, biraz başım döndü ve sonra kendimi burada buldum.

 

Çağatay: E, bana da aynısı oldu.

Gel etrafa bakalım, belki birini görürüz.

 

Elif: Sence bu vagonlar arasında yürüyebilecek miyiz? Bu tren çok garip, biraz eski gibi…

 

Çağatay: Elif… İşte şimdi yandık. Bu vagona içerden giriş yok.

 

Elif: Ne yapacağız?

 

Çağatay: Yapacak bir şey yok, demirlerden tutunarak diğer vagona geçeceğiz.

 

Elif: Ama ya düşersek!..

 

Çağatay: (Alaycı bir şekilde…) Bana bir şey olmaz kızım merak etme. Ayrıca ben senin gibi korkak değilim.

 

Elif: Sensin korkak. Ben kendim için korkmadım zaten. Sen düşersen Canan teyze çok merak eder diye korktum. Çekil, önce ben geçeceğim.

 

Efekt: Vagonun kapısı açılır - rüzgâr sesi…

Fon: Yükselir…

 

Çağatay: Dikkat et, ben senin elini tutacağım.

 

Elif: Gerek yok ben kendim geçebilirim.

(Çığlık atar.) Ahh!.. Çağatay yardım et, düşeceğim.

 

Çağatay: Tamam elimi tut korkma, tutacağım seni.

 

Elif: Korkuyorum Çağatay, düşüyorum. Yardım et!

 

Çağatay: Bekle ben de geliyorum. Geldim işte, ver elini, yavaşça ayağa kalk.

(Elif ayağa kalkar.) İyi misin?

 

Elif: İyiyim, hadi bir an önce içeri girelim.

 

Efekt: Diğer vagonun kapısı açılır – içeri girme – kapı kapanma…

 

Fon: Azalır.

Fon: Fokurdama ve akım sesleri (Laboratuvar)

 

 

Çağatay: Vay canına! Trende bir laboratuvar var.

 

Elif: Biz nasıl bir yere düştük ya?

 

Çağatay: Elif, gel gel şunlara bak. Biri burada deneyler yapıyor galiba.

 

Efekt: Vagon kapısı açılır ve kapanır…

 

Edison: (Şaşkın bir şekilde…) Merhaba!..

 

Çağatay – Elif: Merhaba…

 

Edison: Siz kimsiniz?

 

Çağatay: Ben Çağatay, bu da arkadaşım Elif.

 

Edison: Ne garip isimler bunlar. Amerikalı mısınız?

 

Çağatay: (Kahkaha atarak) Ne Amerika’sı, biz Türk’üz.

 

Edison: Ama İngilizce’yi çok iyi konuşuyorsunuz, Türk olduğunuz hiç anlaşılmıyor.

 

Elif: Biz İngilizce bilmeyiz ki…

 

Edison: Ne kadar garipsiniz siz ya?

 

Çağatay: Yo, Elif doğru söylüyor. Biz Türkçe konuşuyoruz.

 

Edison: Hayır, İngilizce konuşuyorsunuz. Her neyse… Anlaşılan siz de benim gibi biraz sorunlusunuz?

 

Çağatay: Peki sen kimsin?

 

Edison: Ben Edison.

 

Çağatay: Kaç yaşındasın?

 

Edison: 12… Peki ya siz?

 

Elif: Aa, biz de 12 yaşındayız. Hangi okulda okuyorsun Edison?

 

Edison: Okumuyorum. Anlamam yavaşmış, derslerde başarılı olamayınca beni okuldan attılar.

 

Çağatay: Nasıl okuldan attılar? Bizim sınıfta da öyle öğrenciler var ama atılmıyorlar hatta tam aksine tüm öğretmenlerimiz onlarla daha çok ilgileniyor.

 

Edison: Sizin okulunuz ne güzelmiş, bizim öğretmenlerimiz öyle değil. Anlamadığında dövüyor, ceza veriyor ve okuldan uzaklaştırabiliyorlar. Neyse çok da önemli değil, zaten hiç sevmiyordum.

 

Çağatay: Peki, senin bu trende ne işin var? Yoksa sen de mi kayboldun?

 

Edison: Hayır kaybolmadım. Ben burada yaşıyorum.

 

Elif: Nerede?

 

Edison: İşte, burada.

 

Çağatay: Yani, tam burada mı?

 

Edison: (Bıkkın bir ses tonuyla) Evet, tam olarak burada, bu laboratuvarda...

 

Çağatay: Burada sen mi çalışıyorsun?

 

Edison: Evet, Port Huron ile Detroit arasındaki istasyonlarda gazete ve dergi satarak para biriktirmeye çalışıyorum. Onun dışındaki zamanlarda da burada bazı çalışmalar ve deneyler yapıyorum. Yük treni olduğu için bu vagonu laboratuar yapmama izin verdiler.

 

Elif: (Kısık sesle) Port Huron ile Detroit neresi?

 

Çağatay: Hiçbir şey anlamadım Elif, çocuk galiba bizimle dalga geçiyor.

 

Elif: Laboratuvar senin mi?

 

Edison: Evet benim. Okuldan ayrılınca kendimi deneylere verdim burası çalışmalarımı yapmak için biçilmiş kaftan.

 

Çağatay: Ne üzerine deneyler yapıyorsun?

 

Edison: Kimya ve çoğunlukla da elektrik ve akımlar…

 

Elif: Vay canına çok havalıymış.

 

Çağatay: Peki, para biriktirip ne yapacaksın Edison?

 

Edison: Bir baskı makinesi alıp gazete çıkaracağım.

 

Elif: Ama artık kimse gazete okumuyor ki, zaten internette bir sürü gazete var. Onun yerine bir blog açabilirsin?

 

Edison: Blog da ne? Hatta internet ne?

 

Elif: (Kısık bir sesle) Bu çocuğun neden okuldan atıldığı belli oldu. Gerçekten bunda bir sorun var.

 

Edison: Neyse, beni oyalamayın. Hava kararmadan biraz çalışmam lazım. Ya sessizce burada bekleyin ya da gidin.

 

Çağatay: Tren durana kadar burada beklesek iyi olur.

 

Edison: Tamam sessiz olun ve hiçbir şeye dokunmayın.

 

Efekt: Laboratuvarda çalışma sesleri…

 

Elif: Akşam olunca çalışamıyor musun?

 

Edison: Size sessiz olmanızı söylemiştim.

 

Elif: (Ürkek bir sesle) Özür dilerim…

 

Edison: Akşam olunca karanlık oluyor, nasıl görmemi bekliyorsun.

 

Çağatay: Lambalar yanmıyor mu?

 

Edison: Bir gaz lambam vardı ama kırıldı. Zaten onun ışığı da yetersiz.

 

Elif: Gaz lambası mı kullanıyorsun? Neden?

 

Edison: Ne biçim sorular bunlar?

 

Çağatay: Normal lamba yok mu? Ampul…

 

Edison: O ne?

 

Çağatay: Hani içinden elektrik geçirerek yanan cam var ya. Her yeri aydınlatıyor.

 

Edison: Ben her şeyi araştırırım. Hatta Faraday’ın “Elektrikte Deneysel Araştırma” kitabını satır satır okudum. Hiç öyle bir şeye rastlamadım.

 

Çağatay: (Kısık sesle) Elif, bu işte bir gariplik var. Bu tren, bu eski kıyafetler, burası fazla eski.

 

Elif: Yani, ne diyorsun?

 

Çağatay: Edison, sana bir şey sorabilir miyim?

 

Edison: Tabii…

 

Çağatay: Acaba, hangi yıldayız?

 

Edison: 1859…

 

Elif: (Endişeli bir sesle…) Aman Allah’ım…

 

Çağatay: Senin tam adın, Thomas Alva Edison mu?

 

Edison: Evet, bunu sen nerden biliyorsun?

 

Efekt: Çağatay Elif’i çekiştirir.

 

Çağatay: Bu nasıl olabilir? 2020 yılında 1859 yılına nasıl geldik.

 

Elif: Bu inanılmaz bir şey değil mi? Zamanda yolculuk yaptık resmen.

 

Çağatay: Evet bu harika bir şey ama eve nasıl döneceğiz?

 

Elif: Bilmiyorum ama Edison’la arkadaş olduk baksana. Hadi bu anın tadını çıkaralım.

 

Evet, Edison… Demek sen henüz ampulü icat etmedin!

 

Edison: Artık saçmalamayı kesin de çalışayım.

 

Çağatay: Bence sen onun üzerine biraz çalış.

Her yeri elektrikle aydınlatacak bir icat harika olmaz mıydı?

 

Edison: Evet, harika olurdu. Teşekkür ederim, bu konuda çalışmalar yapacağım.

 

Elif: Etrafa bakabilir miyim? Şu nedir mesela?

 

Edison: (Panikle…) Dur, ona sakın dokunma!

 

Efekt: Aynı anda tüplerden biri kırılır.

 

Edison: Yaptığını beğendin mi? Size hiçbir şeye dokunmayın dedim.

 

Çağatay: (Telaşla) Yangın!..

 

Elif: Eyvah, yanıyoruz.

 

Edison: Laboratuvarım…

 

Efekt: Acil fren kolu indirilir. Tren durur. Kapı açılır.

 

Çağatay: Hadi gel Elif, çıkalım hemen buradan.

 

Elif: (Panikle) Edison, Edison nerede?

 

Çağatay: İçeride kaldı. Baksana öylece yatıyor. Bayılmış olabilir.

 

Elif: Onu orada bırakamayız.

 

Çağatay: Ama yangın…

 

Elif: Yangın benim yüzümden çıktı. Onu kurtaracağım.

Edison, beni duyuyor musun? Edison!.. Hadi, kalkmalısın. Çok güzel tutun bana.

 

Çağatay: Ver elini…

 

Efekt: Çocuklar bir süre öksürüp, derin nefes alır.

 

Elif: Edison, iyi misin?

 

Çağatay: Edison…

 

Edison: Sizi duyamıyorum.

 

Çağatay: Gel şurada biraz dinlen.

 

Elif: Şimdi nasılsın?

 

Efekt: Çın sesi…

 

Edison: Hiçbir şey duyamıyorum. Kulaklarım çınlıyor.

 

Çağatay:  Şimdi nasıl, bizi duyabiliyor musun?

 

Efekt: Ses yavaşça gelmeye başlar.

 

Edison: Evet, evet şimdi duyuyorum.

 

Elif: Edison, evine gitsen iyi olacak. Eminim biraz dinlendiğinde bir şeyin kalmayacaktır.

 

Edison: Peki siz ne yapacaksınız?

 

Çağatay: Biz de evimize gideceğiz.

 

Edison: Başımı belaya soktunuz ama yine de sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

 

Elif: Asıl biz çok memnun olduk Edison. Lütfen kendine dikkat et ve geleceğe büyük buluşlar bırak.

 

Müzik…

 

Efekt:  Ayak sesleri…

 

Elif: Şimdi ne yapacağız.

 

Çağatay: (Kızgın bir şekilde) Bilmiyorum. Her şeyi bana soruyorsun.

 

Elif: Evdeyken, biz en son ne yapıyorduk?

 

Çağatay: Saat… Dedemin saatini bulmuştuk.

Saat nerede?

 

Efekt: Ceplerini karıştırır.

 

Elif: İşte işte burada, bende.

 

Çağatay: Ver bakalım.

 

Efekt: Tuşlara basar…

 

Müzik: 3 saniyelik geçiş müziği…

 

Efekt: Sessizlik…

 

Efekt: Bir saniyelik geçiş…

 

Jenerik ve oyuncuların isimleri

 

Drama Programı